27.04.08 – 02.50 İstanbul
Gizli Özne’ye;
Yalnız… Yapayalnız…
Sevdalı iç çekmeler uzak… Duygusal bir melodi hep fonda hep… Yürürken, uyurken, yemek yerken, konuşurken… Bir şiir gibi hayat bazen kafiyeli bazen serbest ölçülü… Kafiyeler de tatsızlaşıyor ara ara…
Kumandadan kanal değiştirir gibi kolay olsa keşke anı değiştirmek istediğin ana zaping yapabilsen… Her şey senin elinde olsa sesi rengi sen ayarlasan…
Bir de sen yanımda olsan…
Yine kahkahalar atsak, şarkılar söylesek, iki kadeh içsek yine dünya güzel olsa, kırpmadan gözlerimizi birbirimize baksak…
Her şeye rağmen hala seni hatırlamak ve gülümsemek ne güzel.
Yüzün bir karış ötemde, karanlığın içinde…belki de bir daha göremeyeceğim için bu kadar yakınımda…nasıl bir özlem bu, ne acınası bir his, ne yürek burkucu, ne hastalıklı bir fikir hala seni düşünmek – nerede kiminle ne yaptığını bilmeksizin –
Nasıl da çocuktum yanında. Nasıl da kimseler yoktu aklımda, etrafımda… karanlıklar bile rengarenkti parktaki çocukların elindeki şekerler gibi.
Nasıl da heyecanlanıyordum her sesini duyduğumda…ne hikmetse hala ara ara yokluyor o heyecan adın geçtiğinde.
Ne de umursamazdım hiçbir şeyi…
Ne saçmalamalara, ne manasız hareketlere sevinirdi kendi halinde yüreğim.
Gözlerin, ellerin, tenin, sesin ayrı bir güzeldi sanki
Bitmiş olduğunu ve hiç başlamayacak olduğunu bilmek ne kötü. Oysaki benim melodilerim sanırım hala sende. Bir ara senden almalıyım onları. – hem seni de görmüş olurum bu sebeple son bir kez – melodilerimin yanında sende kalmış birkaç da duygum olmalı. Gelirken onları da getirirsen sevinirim. Saklamak için aldığım ‘simsiyah’ kutular rafta bekliyor.
Senden hatıra fotoğraflarımız ve sigaramın dumanı kaldı şimdi. Hiç bırakmıyorum sigaramı o yüzden. Ellerin ellerimde gibi.
Bak yine gülümsüyorum – ağız dolusu kahkahalarımız geldi aklıma –
Kızamıyorum ne yapsam, kaşlarımı çatıp dur içimden geldiği gibi söveyim de kapansın bu kitap diyorum yine deli bir gülümseme çöküyor dudaklarıma…
Hiçbir şey diyemedim ya sana, yüzüne son kez bakıp ‘hoşçakal’ demeni duyamadım ya belki ondan bu özlemim, kendimi kandırmam, denemelerim, aynı zamanda yanılmalarım, arayışlarım, sahte sevgi sözcüklerim, sarılmalarım, kendi halime kalmalarım, yürek çarpıntılarım, sancılı anlarım…
Ne çok şey birikti sana anlatmam gereken – sen yokken –
Yine de burada olduğunu hissetmek, içimden geçmiş olduğunu bilmek içimi rahatlatıyor. Aynı şehirde yaşayıp seni hissedemediğimi bilsem belki daha çok üzülürdüm.
Gri baktığımı anladım şimdi, en azından siyah olmadığına sevinmeliyim bu pollyannacılık oyununda…
Neyse yine susturamadım kelimeleri, sen gelince aklıma yan yana dizilmeye bayılıyorlar. (en yakın dostlarım belki seni benim istediğim gibi anlattıkları için)
Şimdi ben gideyim daha anılar beni bekliyor yâd edilmek üzere…
Umarım son mektubum olacak bu sana söz geçirebilirsem kelimelere – harflerim birleşip eylem yaparlar diye korkuyorum –
Seni seviyorum değil şimdi mesajlarımdaki gibi son cümlem…
Sadece iyi olmanı temenni ediyorum.
Hatırlanmak ya da hiç unutulmamış olmak ümidiyle,
Birinci ‘tekil’ şahıs…
5 Eylül 2008 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder